Ana içeriğe atla

Kayıtlar

35+

En son yayınlar

Annemin kahkahası

Alin'e eşleştirme kartları aldım. Hani hafıza gerektirenlerden. Yüzüstü kapatır sonra sırayla ikişer ikişer açıp eşleştirmeye çalışırız ya, ondan. Bende yeri büyük. Oyunu çok sevdiğimden de değil. Annem birinde bunu oynarken çok eğlenmişti, sadece ondan. Bunun için sizi Yakar apartmanına davet ediyorum. Bi beş çayına.

Karşı komşularımız Şehnaz abla ve anneleri Fevziye teyze bizim çocukluğumuzun en yakın tanıklarındandır. 'Tanık' ne efsunlu kelime. Bazılarının çocukluğuna tanık olmak, mesela yeğenlerimin mesela dostlarımın çocuklarının bence hayatımın en ayrıcalıklı kısmı. İki insan arasında oluşabilecek onlarca ilişki türünün en kıymetlilerinden biri bence tanık ve çocuk arasında yaşanan çünkü. Düşünün mesela, o hemen hemen her gün gördüğünüz çocuk bundan 20 sene sonra bir terapist koltuğuna oturduğunda ya da bir manzaraya bakarken, hiç anlam veremediği halde utanç duygusuyla boğuşurken veya otoriteye neden hep boyun eğdiğini anlayamazken siz onun çocukluk yaralarını biliy…

Kızıma

Benim kuşum bugün İngiltere’deki okuluna başladı.
Bu benim ömrümde kurduğum en uzun cümle. Bu-benim-ömrümde-kurduğum-en-uzun-cümle… Bilen biliyor. Cümle bittiğinde verdiğim nefes kim bilir ne zaman alınmıştı, hatırlamıyorum. Durup durmaktan sıkılmış, yorgun öylece çıktı gitti. Arkasına bile bakmadan. Tıpkı Alin gibi. Geri çağırdım, kuşum öpeyim de öyle git dedim. Beni eylemek için geldi, öptüm, gitti. Hevesli çocuk güzelliği üstünde girdi sınıfına. Nefesimi çağırmadım geri. Dedim git, artık vaktidir. Artık özgürsün. İşe yürürken içinden geçtiğim ormanda saldım onu. Yağmur yağıyordu, rüzgar güçlendi. Dağıttı onu ağaçların şefkatli serin kollarına. Evet o artık özgür. Hafif. Ben, artık ben bile hafifim.
Rüzgar saçımı başımı dağıtırken aklıma Alin doğmadan önce düşündüğüm şeyler geldi. Doğum denen şey neden böylesine uzun beklenir ve neden bu denli sancılı olur diye düşünmüştüm bir gün de, sonra demiştim. Ya öyle olmasaydı? Ya pat diye verselerdi onu koynuma? İlk aklıma düştüğünde anne ol…

Üç valiz

Nasıl ağır zaman. Nasıl ahlaksız. Günü yaşarken öyle gri, öyle ağır kanırta kanırta üstümden geçerken uçuş tarihine bakınca nasıl da tez canlı, laf dinlemez, beş yaşında. Çok kafa karıştırıcı. 
Bir uçak gelecek, beni kızımı ve Ali’yi alıp götürecek. Valizde tarhana ve makalelerim. Zihnim 70’lerde köyünden hiç çıkmamış ama şimdi Almanya uçağında olan bir gelin kızın ve uluslararası projelerin toplantılarında rengini ortaya koymayı pek bi bilen akademisyenin zihinlerinin karması.
Şimdi bir uçak gelecek ve beni götürecek ya, aklıma ilk okuduğum kitapların başına düştüğüm notlar geliyor. Tarih, adım ve kitabı okuduğum şehir. Bu anlamına pek de inanmadığım alışkanlıklarımdan yalnızca biri. Hele şehrin adını not düşmem. Kütüphanemde kaç tane Ankara yazılı bilmiyorum. İki elin parmağı kadar Adana var, arada denk geliyorum. Sayfaları en eski kokanlar onlar. Yer yer Ereğli ve bir kaç tatil beldesi. Ama işte Ankara yakın geçmişimin toprağı. Ankara adım gibi kesin bilgi benim için. 
Tatiller dışın…

Püf

"Cadıların yani cadı derken dünyadaki kötü insanların bir anda yok olmasını diledim" dedi püf çiçeği havada süzülürken. Çiçeğinin her zerresi şaşkın başka yöne dağıldı. Yok olmayı diler gibi. Çünkü 5 yaşında bir çocuğun üflediği bir püf çiçeği iseniz yeni bir bisiklet, akşama 1 değil 3 top dondurma ya da barbie bebek evi için havada uçuşmayı beklersiniz. Eğer ki çocuğun hüzünlü nefesi çarparsa size uçuşamaz, dağılırsınız. Püf çiçeği gibi, benim gibi.

Hayatta hazmı en zor olan bu.  Bir çocuğun dilinden büyük insan hayalleri duymak. Çocuğun içine anne babanın kaygısı kaçtığından olsa gerek dilekleri de bir bakmışsınız bir gecede yaş almış, büyümüş uçarılığını kaybetmiştir. Bir daha geri gelmemecesine.

Oysa bir kaç gün önce bana aynı parkta aşk şarkıları sever misiniz diye sormuştu. Gülmüş, sanırım evet demiştim. Peki ya sen derken ki amacım onu daha fazla konuşturup cıvıltısından keyif almaktı. Yoksa çok netti, aşk şarkılarını seviyordu. Ama annesi kızıyordu. Bir aşk şarkıları…